ÇOCUK ve OYUN
Prof. Dr. Necate BAYKOÇ DÖNMEZ

       Çocuk için çok ciddi bir uğraş olan oyun, aynı zamanda bir eğlence, öğrenme ve gelişim kaynağıdır. Dünyanın her yerinde, her çağda, her kültürde çocuklar oyun oynarlar. 

       Oyunların biçimi, özellikleri, oyun araç-gereçleri çağdan çağa, kültürden kültüre değişse de, çocuğun olduğu yerde oyunun ve oyuncakların olması vazgeçilmez evrensel bir kuraldır. Oyunun evrensel olma özelliği, çocuğun yaşamında beslenme, solunum gibi temel öğelerden biri olmasından kaynaklanır, çocuğun fiziksel, motor, dil, zihinsel, sosyal ve duygusal gelişim alanlarını destekleyici rolü vardır. 

       Oyun oynaması engellenen çocuk sağlıklı bir gelişim gösteremez. Savaş, yoksulluk ve yetersiz kurum şartları gibi çocuğun oyun oynamasını kısıtlayan ya da engelleyen ortamların, çocuğun kişiliği, beden ve ruhsal gelişimi üzerinde sağlıksız bir etki yaptığı bilinmektedir. 

       Oyunun çocuk üzerinde uyarıcı etkisi vardır. Uyarı olmadan tepki beklenemez. Uyarıcı çocuğun gelişim alanlarını uyarır. Çocuğa bir uyarıcı sunulduğunda; bu uyarıcıya bakar ve görür, görsel algılama faaliyeti harekete geçer. Bu uyarıcı ses çıkardığında beyinde işitme merkezi uyarılır, çocuk bu uyarıcıya dokunduğunda, dokunma algısı etkin durumdadır, bu uyarıcıyı koklar, tadar, uyarıcıyı keşfetmeye yönelik tepkiler gösterir. Uyaran bir çıngıraksa ve bu çocuk bebeklik döneminde ise “Çocuk çıngırakla oynuyor” yada “Çıngırağını ver de oynasın, ağlamasın” diyerek, bu keşfetme ve öğrenme işlemi “oyun” olarak tanımlanır. Eğer bu uyarıcı bir taş, bir ip ya da bir top ise ve bu çocuklar beş yaşındalarsa ve bu uyarıcılarla çeşitli etkinlikler yapıyorlarsa, “Çocuklar top oynuyor” “Çocuklar ip atlıyorlar,” gibi tanımlamalar yapılır. Bu işlemler, yetişkinlere göre oyundur, “oyun” olarak isimlendirilir. Bu işlemlere “oyun” adını veren kişiler yetişkinlerdir. Birçok yetişkinin önem verdiği oyun, birçoğuna göre de, çocukların zamanını dolduran bir eğlencedir. Yine pek çoğu, oyunun çocuk için değerini ve önemini düşünmemiştir, bunu anlayamaz veya anlamak için çaba sarfetmezler yada anlamak istemezler. Pek çok anne ve baba, çocuğun oyununun belki de en önemli bir yerinde, “Hadi oyunu bırak, yemek yiyeceğiz” veya “Oyun oynamayı bırak da beni dinle” yada “Önce derslerini bitir, sonra oynarsın” şeklinde zorlamalarda bulunurlar. Hatta bu davranış biçimi, toplumdaki görevi eğitimcilik olan anne ve babalarda dahi gözlenebilir. Bu tür konuşmalar çocuk için zedeleyicidir,çocuğa değer vermemek, onu önemsememek anlamına gelir. Çocuk, anne babasınının onu anlamadığını düşünür. Halbuki o anda yaptığı iş annesinin, babasının işleri kadar kendisi için önem taşımaktadır. 

       Oyun, kuralları bozmak demek değildir. Eğer yemek zamanı bir kuralsa buna uymak gerekir. Sadece anne ve bab bunu uygun bir şekilde dile getirmelidirler. Çocuğa değer vermek onu anlamak demektir. Anne –baba çocuğunu anladığını belirten bir ifadeyle “Şu anda oyunun senin için önemli olduğunu biliyorum fakat yemek yeme zamanı geldi, oyununa uygun bir yerinde ara vermen iyi olur” demek çocuk için daha kabul edilebilir olacaktır.

       Ayrıca yetişkinlerin bu tür davranışlarının çocuk için zedeleyici diğer yönü de, çocukların oyunlarına karışarak ya da engelleyerek onları birdenbire hayal dünyalarından çekip çıkarmaktır. Çocuklar oyunlarından yavaş yavaş ayrılmalı, ellerindeki oyuncakları birdenbire bırakmamalıdırlar. Çocuklar başladıkları oyunu tamamlamak isterler. Oyunun aniden engellenmesi ve oyuncaklarının alelacele toparlanması, çocuk için rahatsız edicidir,çünkü özellikle okulöncesi dönemde, çocuklar oyunu gerçek yaşamdan tamamen ayıramazlar.

       Bazı yetişkinler çocukların oyun oynamasını bir zaman ve enerji kaybı gibi görerek engellemeye çalışırlar. Özellikle gelir düzeyi düşük ailelerde, yetişkinler, çocuğu aileye ekonomik katkılarda bulunması gerekli bir birey olarak görürler. Bu ailelerin çocukları oyun çağını ya çok kısa süre yaşayabilir ya da hiç oyun oynama fırsatı bulamazlar. Bu olumsuz yaklaşım, sadece gelişmekte olan ülkelerde veya sosyo ekonomik düzeyi düşük ailelerde değil, biçimsel eğitime aşırı önem veren toplumlarda da görülmektedir.Oyun, üretken olmayan bir faaliyet olarak değerlendirilir. Hatta ilkokullarda sınıf içinde oyun oynanması yasaklanır. Geleneksel eğitimin temel görüşüne göre, bir çocuk okuma yazmayı ve aritmetiği öğrendiği anda, oyun sadece boş zamanları değerlendirme aracı olarak görülür.

       Oysa oyun, gerçek bir eğitim aracıdır. Okul öncesi dönem ve okul yılları boyunca kazanılan bilgilerin kuşaktan kuşağa taşınmasını sağlar. Y. S. Toureh, oyunun eğitimdeki rolü ile ilgili olarak şunları söylemiştir: “Oyun faaliyetleri ve oyuncaklar bir yandan çocuğun kendisini ifade etmesi ve yetişkinin onu anlamaya çalışması için en iyi yol iken, diğer yandan da çocuğun eğitiminin ellerine bırakıldığı, yetişkinin geliştirmek istediği öğretme yöntemleri ve tekniklerin temelini oluşturular.”

       Oyun ve okulla ilgili akademik çalışmalar iç içe olmalıdır. Yaklaşık 2000 yıl önce Roma’lı Quintilian, öğrenmenin çocuk için bir oyun olması dileğini dile getirmiştir.

       Oyun, farklı kültürlerden gelen ve farklı dilleri konuşan çocukların iletişimini sağlar. Bu, oyunun evrensel olma özelliğidir.

       Oyunun, kurumsal yönü, kuralları ve oyuncuların oyundaki farklı rolleri üstlenmesi ile toplumdaki bireylerin rollerini üstlenmede bir araç olmasıdır. Grup oyunlarında çocuk, diğer çocuklara göre rolünün ne olduğunu farkeder. Grup içinde yer almayı, gruba uyum sağlamayı öğrenir.

       Oyunların bir çoğu hayal ürünü olduğundan ve yaratıcı gücü zorladığından, bazen teknolojik ve ideolojik yönden toplumun içinde bulunduğu durumdan daha ileri düşüncelere taşır. Böylece keşfetme ve ilerlemenin başlangıç noktası sayılabilir.

 

       Oyun, çocuğun kendini ifade edebildiği en dolaysız, en kolay, en anlamlı yoldur. Bir yetişkin, bir çocukla en iyi iletişimi oyun yoluyla gerçekleştirebilir. Çocuk, gizlediği gerçek duyguarını ve düşüncelerini oyunla ortaya koyabilir. Açıkça dile getiremediği kızgınlık, düşmanlık duygularını, öfkesini oyununa yansıtır. Sevgisini, mutluluğunu yine oyunda sergileyebilir. Farkında olmadan iç dünyasını yetişkinlere bu şekilde açar. Sorunlarını, oyun yoluyla dile getirir. 

       Çocuk için oyunun değeri ve önemi anlatılamayacak kadar büyüktür. Onun dünyası ve yaşamının bir parçasıdır. 

Kaynak: Oyun Kitabı